Futbol yazmak ciddi iştir...

Maç berabere, kazanan Thomas Doll

Kategori: Belirtilmemiş



Yazar: Cem T.
(Yazara her zaman ayaktopu@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Altıncı hafta sonunda klasmanın dördüncü ve beşinci sırasında kendilerine yer bulan Trabzonspor ile Gençlerbirliği’nin kapışmasından siz neler bekliyordunuz bilmiyorum ama ben sahada mücadele adına ne öngördüysem buldum. Oynadıkları futbolla birbirlerine “sert rakip” olacaklarını evvelce göstermiş olan bu iki takım, 19 Mayıs Stadı zeminine çıktıklarında hedefleri olan 3 puana yönelik taktiksel hamleler içindeydiler. Gençlerbirliği’nin Alman teknik direktörü Thomas Doll, öncelikle Trabzonspor’a direnebilecek yapılanmayı oluşturmak adına Tozo ve Cem Can’ın defansın önünde yer aldığı ama asla çakılı oynamadığı bir düzen oluşturmuştu. Her iki kanatta görev alan Mustafa Pektemek ile Burhan Eşer, Kahe’nin ileri uçta yalnızlık çekememesi adına destek görevlerini üstlenmiş, yeni transfer Harbuzi de kendisini unutturarak Trabzonspor defansı arasına sızmaya odaklanmıştı. Buna mukabil bordo-mavili takımın teknik patronu Hugo Broos, yedinci haftada sistemini iyiden iyiye 4-3-3’e çevirmişti. Gökhan Ünal’ın merkezi santrfor olup Umut’un sağ kanada yakın oynadığı, sol kulvarı ise Gabric’in parsellediği bu sistem ilk yarım saat boyunca çok iyi randıman verdi. Tabi bu verimli futbola sebep olan; bahsettiğimiz üç oyuncuya ek olarak defansın önündeki Ceyhun ile orta alanın ortasındaki Selçuk – Colman ikilisinin amansız hücum prese katkı yapmalarıydı.

İlk yarım saatte Gençlerbirliği defansı üzerine baskı uygulayan Trabzonspor, rakibinin ileri uçtaki silahlarıyla bağlantısını kesmeyi başardı. Çoğu pozisyonda uzun oynamak durumunda kalan Gençlerbirliği defansının şişirdiği topları Song, Egemen ve Giray toplayarak oyuna soktu. Hücuma çıkarken kapılan toplar da benzer şekilde Gençlerbirliği kalesi önünde tehlikelere dönüştürüldü. Bahsettiğimiz tehlikeli ataklardan ikisini gole çeviren bordo-mavililer, skoru yeterli görmüş olacaklar ki ilk yarım saatlik bölümden sonra kontrollü futbola döndüler ve maç içindeki en büyük hatalarını yaptılar. Nitekim Gençlerbirliği organize olma fırsatını yakaladığı ilk pozisyonda Harbuzi ile umutlandı. 
 
Karşılaşmanın ikinci yarısı teknik adamların oyuna müdahaleleriyle başladı, öyle de devam etti. İkinci 45 dakikalık bölümde ne yaptığını bilen kulübe Gençlerbirliği kulübesiydi. Hugo Broos ise cepheye sürdüğü kontratak silahını, (Alanzinho) tutukluk yapmadığı halde bir başkasıyla (Yattara) değiştirerek adeta bir değişiklik hakkını boşa kullandı. Üstelik ilk yarıdaki oyunun görüntüsü itibariyle hücum presin Gençlerbirliği üzerinde ne denli etkili olduğu çok net iken, hücum presin başrollerinden Gökhan Ünal’ı da kenara alarak bir başka hatalı karara imza attı. İlginçtir ki, Trabzonspor önce savunup daha sonra kontratak kovalamayı planladığı bölümde gol yiyerek maçın beraberliğe gitmesine mani olamadı. Son bölümde risk alarak galibiyeti kovaladığı periyotta ise 3-2 geri düşebilirdi.

Trabzonsporun sol kanadını savunan genç Ferhat, maç içinde farklı zaman dilimlerinde Mustafa, Burhan, Bilal ve Hurşit ile ayrı ayrı boğuşmak zorunda kalırken Trabzonspor teknik heyeti o kanadın çökmekte olduğunu çok geç fark etti. Thomas Doll Trabzonspor’un yumuşak karnı olarak gördüğü Ferhat üzerine sürekli taze kuvvet sürerken, bordo-mavili takımın kanat zafiyetinden yararlanmayı planlıyordu. Son bölümde Sandro’nun kaçırdığı pozisyon gol olsa bu amacına da ulaşacaktı. Yine de beraberliğe rağmen maçın kazananı Thomas Doll oldu. Bu beraberlik Trabzonspor camiası için üzücü ama Gençlerbirliği özellikle gurbetçi piyasasından yaptığı takviyelerle çok can yakacak bir takım olmuş. Ankara deplasmanında tüm takımlar puan kaybedebilir.

22:58 - 25/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Yazan Yılmaz Vural, yöneten Frank Rijkaard

Kategori: Belirtilmemiş



Yazar: Cem T.
(Yazara her zaman ayaktopu@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Recep Tayyip Erdoğan Stadında oynanan Kasımpaşa – Galatasaray maçının başlama düdüğünden önce Galatasaray’ın Kasımpaşa önünde zorlanmadan kazanacağını düşünenler, tartışma ve analizlerini bilet fiyatları ile olumsuz stat şartları etrafında sürdürmeyi seçtiler. Bizim gibi Galatasaray’ın zorlanabileceğini ama sonunda kazanacağını öngörenler ise bir yandan da Yılmaz Vural’ın sahaya süreceği on biri inceleyip, kurt hocanın Hollandalı meslektaşına ne gibi sürprizler hazırladığını çözmeye çalışıyorlardı. Ancak Vural, yeşil zeminde öyle bir kurander yaratmıştı ki maçı yerinde izleyenlerin dahi bu taktiksel labirentten çıkmaları zaman aldı.

Beş haftada hiç puan alamayan ligin yeni temsilcisi bir hafta önce Gaziantep karşısında kıpırdandığını belli etmişti ama ilk yarıda sezonun gözdelerinden Galatasaray’a “illallah” dedirtmelerini açıkçası beklemiyorduk. Defans bloğunu Sancak, Koray, Barış, Ali Güneş dörtlüsünden kuran Kasımpaşa; sarı-kırmızılı ataklarda defansın önündeki Emre Toraman’ı da bir süpürücü gibi bu dörtlünün arasına soktu. Böylelikle kanatlardan içe kat eden Arda, Kewell, Elano gibi tehlikelere karşı stoperlerin rahatlıkla beklerin kademesine girmesi sağlandı. Çünkü Emre Toraman yerini kaybeden stoperin görevini ikame etmekle yükümlüydü. Ana hatlarıyla değinmeye çalıştığımız bu plan, ilk yarı boyunca Yılmaz Vural ve öğrencilerine istediğini verdi. 26’da Moritz’in ayağından bir de gol bulan lacivert-beyazlılar için bu bölümde her şey yolundaydı.

 İkinci yarıya iki değişiklikle başlayan Frank Rijkaard, Keita ve Nonda’nın atletik yapılarından ve adam eksiltme özelliklerinden faydalanarak kademeli Kasımpaşa savunmasını aşmayı planladı. Bu strateji Baros – Nonda ikilisinin sahadaki varlığıyla (yani çift santrfora dönüşle) daha fazla anlam kazanabilirdi ama maç sonu skor tabelası her haliyle Rijkaard’ı haklı çıkarıyor. İkinci 45 dakikanın gelişimine bakınca neredeyse tüm akınların Keita’nın bulunduğu sağ kanattan geliştirilip topların da başarılı şekilde Nonda ile buluşturulabildiğini görüyoruz. Demek ki Galatasaray teknik heyeti ilk 45 dakikadaki krizi iyi yöneterek ikini yarıya taşımamayı başarmış. Tabi bu noktada Keita’nın araya oynayıp Nonda’nın beraberliği sağladığı golde Ali Güneş’in tedavisi nedeniyle sahada 10 kişi kalan Kasımpaşa’nın defansta tek hat üzerinde kalarak kademe yapamamasının büyük payı var. Beraberlik golünden sonra hücumlara daha cılız çıkmaya başlayan Kasımpaşa, her geçen dakika biraz daha ceza sahası çevresine gömüldü ama 89 ve 90+2’de yediği gollerle bu hatasının bedelini acı ödedi. Maç geneline bakınca başlama düdüğünden önce Yılmaz Vural’ın takımı adına çok başarılı bir senaryo yazdığını ancak Frank Rijkaard’ın da kadrosunu ve kulübesini doğru kullanarak zor dakikaları başarılı biçimde yönettiğini görüyoruz. Kasımpaşa, Galatasaray önünde belki istediğini alamadı ama bu ritmi sürdürürse ayağa kalkması uzun sürmez.
 
Son paragrafı maçın hakemi İlker Meral ve yardımcılarına ayırma gereği hissetim çünkü çok vahim hataları var. Maçın ilk bölümünde Ali Güneş’in kaleye giden topu plonjonla çıkarması var ki, bunun hakemlerce görülmemesi affedilmez bir hata. Aynı şekilde gole giden Kewell’ı düşüren Ali Güneş’in kırmızı kart görmesi gerekirdi. Anlayacağınız iki kırmızı kart görmesi gereken Ali Güneş, sarı ile kurtuldu. Maç içindeki genel kararları ile de İlker Meral Süper Lig standardından çok uzaktı. Tıpkı görüntüsü ve imkânları itibariyle Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nın Süper Lig standartlarından çok uzak oluşu gibi.

23:41 - 21/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Manchester'a yenilmek gayet doğal

Kategori: Belirtilmemiş



Yazar: Cem T.
(Yazara her zaman ayaktopu@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Şampiyonlar Ligindeki ilk randevusunda İngiliz devi Manchester United karşısına çıkan Beşiktaş, ligdeki formsuz görüntüsünün getirdiği “talihsiz skor” tedirginliği içinde maça başladı. Hafta sonunda Galatasaray’dan 3 gol yemeden önce de sonra da Beşiktaş hakkındaki değişmeyen fikrimiz; takım savunmasının belirli bir düzen içinde işlediği ancak oyunun hücum yönünde çarkların çevrilemediği yönündeydi. Siyah-beyazlılar, korkulan rakip Manchester karşısına takım savunmasına daha da odaklanarak çıkmışlardı. Belki kağıt üzerinde Serdar Özkan ve Tabata gibi nispeten yumuşak sayılabilecek oyuncular vardı ama takımın genel görüntüsü “tekmeye kafa uzatacak” motivasyon unsurlarını barındırıyordu. İlk yarının geneli de bu çerçevede oynandı.

Topa hâkimiyette temsilcimize büyük üstünlük sağlayan kırmızı şeytanlar, buna karşılık kalemizde dişe dokunur bir pozisyon geliştiremediler. Bunun en büyük sebebi üst düzey yardımlaşma ve mevki gözetmeden yapılan savunma katkısıydı. Öyle ki; gole yakın oynayan Nobre, Holosko ve Serdar gibi isimleri pek çok pozisyonda kendi ceza alanına kadar rakip kovalarken gördük. Bu anlamda istisna sayılabilecek tek oyuncu Tabata idi ve Brezilyalı yıldızın gerek ilk 45 dakikada gerekse de maç genelinde bekleneni verebildiğini söylemek zor.
 
İkinci yarının gidişatını her iki teknik adamın hamleleri belirledi. Beşiktaş 63.dakikaya kadar ilk yarıdaki durağan tempoyu Manchester United’a dikte ettirmeyi başardı. Ancak kurt hoca Ferguson, her iki kanada Valencia ve Nani’yi yerleştirerek kurguladığı 4-1-4-1’den 4-3-3’e dönen taktiğinin arık işlemeyeceğine karar verdiğinde maçın kaderi de değişti. Oysa Rooney’i ilk topa basarak gayet güzel savunan Beşiktaş savunması, Nani ve Valencia’ya da her pozisyonda Ferrari – Sivok ikilisinden birini yardım olarak getirmeyi başarıyor ve oyunu golsüz bir beraberliğe kilitliyordu.  Bu dakikada Berbatov – Owen ikilisini beraberce oyuna alan Ferguson, Valencia ve Nani ile kanatlara yayılarak sistemini 4-4-2’ye çevirdi. Buna karşılık Mustafa Denizli ligde de sıklıkla düştüğü hatayı tekrarlayarak temposuz Yusuf’u bir kez daha sol öne monte etti. Kabul edelim ki, Yusuf gibi becerili ama temposunu çoktan kaybetmiş bir futbolcudan Manchester United önünde performans beklemek “akut Pollyanna sendromu”ndan başka bir şey değildi.

Galatasaray önünde alınan mağlubiyet sonrası defansın önündeki varlığını eleştirdiğimiz Ekrem Dağ, savunma futbolu oynayan Beşiktaş’ta temposuyla fazla sırıtmadı ama işin gerçeği Ernst top dağıtabilen bir partnere şiddetle ihtiyaç duyuyor. Ve işin en acı tarafı bu isim Fink de değil. “Öyleyse Fink neden alındı?” diye sormaya hiç niyetlenmeyin, cevabı bilebilsem Beşiktaş yönetiminin ne yapmaya çalıştığını çoktan çözerdim. Umarım Beşiktaş’ın yönetim kurulunda koltuk sahibi olanlar sağa sola saçılan paralarla bu takıma iki gerçek yıldız alınmış olsa neler olabileceğini de bu maçla görmüşlerdir.
 
Son bir tespiti de Beşiktaş teknik direktörü Mustafa Denizli hakkında yapalım. Galatasaray’a kaybettikten sonra “Ali Sami Yen Stadında Galatasaray’a yenilmek gayet doğal.” demeciyle biçare bir savunma mekanizması geliştiren deneyimli teknik adam takımının Manchester United önünde aldığı 1-0’lık mağlubiyet sonrası neyin doğal neyin suni olduğunu görmüş olmalı. Evet, Beşiktaş için doğal kabul edebileceğimiz şey dünya devi Manchester United’a evinde tek farklı yenilmesidir. Kimse şaşırıp da Beşiktaş’ı küçültmesin.

00:25 - 16/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Tebdil-i sistem

Kategori: Belirtilmemiş



Yazar: Cem T.
(Yazara her zaman ayaktopu@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Lige verilen arada kramponlarını bilediğini gösteren Trabzonspor, beşinci hafta müsabakasında konuk olduğu rakibi İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u ilk yarım saatteki oyunuyla sürklase etmeyi başardı. Büyüklerimizin “tebdil-i mekânda ferahlık vardır” deyişi şüphesiz içinde fazlasıyla doğruluk payı barındırır. Bu deyişin bordo-mavili takım üzerindeki yansıması ise tebdil-i sistemdeymiş gibi görünüyor. Çift santrforlu oyun kurgusu acaba gerçekten de ortaya çıkan skorun en önemli sebebi addedilebilir mi? Yoksa İstanbul’da şahlanan bu Trabzonspor’un analizine başka noktalardan mı başlamak gerekir?

 Öncelikle okurlarımız için şu tespiti yapalım ki, bordo-mavili takımın her ne kadar eleştiri alırlarsa alsınlar ilerideki çift santrforlu yapılanmadan (Gökhan ve Umut) vazgeçmemesi gerekiyor. Bugün dünyanın her yerinde çalıştırıcılar, görev başı yaptıkları takımlarda önce eldeki kadronun 4-4-2’ye uygunluğunu test ederek işe başlarlar. Çünkü 4-4-2 kâğıt üzerinde en dengeli ve farklı sistemlere geçişe en fazla olanak veren temel oyun kurgusudur. Hugo Broos’un çift santrfor kararı almasında da takımı ivedilikle stabil hale getirmek arzusunun yatmakta olduğu her haliyle belli. Ancak maç başında 4-4-2 gibi görünen sistemin maç içinde Selçuk’un defansın önünde kalıp; ortada Gabric, Colman ve Serkan’dan müteşekkil bir üçlü oluşmasıyla 4-1-3-2’ye döndüğünü de belirtelim. İ.B. Belediyespor’un artık klasikleşen sistemi 4-3-3 dikkate alınınca aslında Trabzonspor’un dizilişi zafiyet yaşanabilecek bir dizilişti. Ne var ki, Egemen’in maçın 8. ve 19. dakikasında duran toptan attığı goller İ.B. Belediyespor’un oyun disiplininden kopmasına ve plansız risk almasına yol açtı. Buna Trabzonspor’un kazanma hırsı ve arzusu eklenince maçın farklı skorla bitmesi normal sonuç oldu.
 
Trabzonspor’un skor üstünlüğünü ele geçirdiği dakikadan bitiş düdüğüne kadar olan kısım ayrıca değerlendirildiğinde, bordo-mavili ekibin rakip defansın arkasına sarkıttığı her topta golle burun buruna geldiğini görüyoruz. Belediyespor’un eşitliği sağlamak ve oyunu rakip yarı alana yıkmak amacıyla defansını öne çıkarması ve savunma oyuncularının bireysel inisiyatiflerle hücuma çıkışları adına ofsayt dediğimiz kuralı tamamen geçersiz kılarken Trabzonspor’un da bol pozisyon bulmasına yol açtı. Oysa bordo-mavili takımın yumuşak karnı tıpkı geçen sezon örneklerini gördüğümüz şekilde orta alanın kanatlarıydı. Belediyespor’da her iki kanada yakın görev alan İbrahim Akın ve İskender o kadar içe kat ederek oynadılar ki, Trabzonspor takım savunması için problem olmaktan uzaktılar. Buna karşılık bordo-mavili takımda yeni transfer Gabric zaman zaman sol kanadı etkili kullandı ve bu da sahada tek kanatlı bir takım varmışçasına bir illüzyona yol açtı. Öte yandan Trabzonspor’un rakip defans arkasına böylesine başarıyla sarkmasında Colman, Selçuk, Gabric gibi teknik kapasitesi yüksek futbolcuların katkısına da değinmek gerekir.
 
Yapmaya çalıştığımız tüm bu tespitler ışığında “yıldızlı 5” seviyesindeki hücum performansına rağmen Trabzonspor’un klasik 4-4-2 sistemini çok daha başarılı biçimde uygulayabileceğini düşünüyorum. Zaman zaman üçlü kalan orta saha yapılanması geçmişte de denendi ve pek parlak sonuçlar vermedi. Duran toplardan her zaman leblebi gibi goller atılamayacağına göre, ciddi rakipler önünde bu formasyonla Trabzonspor’un zorlanması muhtemel.

19:02 - 13/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


17'den tavşan olmaz Mustafa Hoca

Kategori: Belirtilmemiş



Yazar: Cem T.
(Yazara her zaman ayaktopu@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.)

Sonucu merakla beklenen derbiden aslında beklenen sonuç çıktı. İstanbul Ali Sami Yen Stadında karşılaşan Galatasaray ve Beşiktaş’ın mücadelesi adeta sarı-kırmızılıların golüyle başladı. “Bu erken gol karşılaşmanın seyrini nasıl etkiledi?” diye soracak olursanız, cevabım “Etkilemedi” olur. Sebebi basit. Her derbi öncesi şapkadan çıkartılacak bir tavşan hazırlayan Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli; dehasını bu maçta da sergileyerek Ekrem’i defansın önüne monte etmiş, kadroyu da yanlış isimlerle doldurmuştu. Bizim çocukken öğrendiğimiz 62’den gayet güzel tavşan olabileceği idi. Maç başında 17 numaralı formasıyla Ekrem’i defansın önünde görünce açıkçası şaşırdık. Eh, doksan dakika sonunda tabelaya bakınca da 17’den yapılan tavşanın pek de sevimli gözükmediği, dahası şapkadan 17 numaralı tavşan çıkamayacağı açıkça görülüyor. Elbette ki, Galatasaray’dan yenen 3 golün vebalini Ekrem’in omuzlarına yüklemek haksızlık olur.

Bir teknik direktör; ezeli rakipleriyle oynadığı maçlarda genelde eziliyorsa, hazırlık maçlarından bu yana takımın gol atamadığını görüyor ancak sistemi hiçbir şekilde değiştirmeyi düşünmüyorsa hatalıdır. Maalesef futbolda “elde edilmiş başarılar” çok çabuk bayatlıyor. Çifte kupa zaferi geçen sezonda kaldı. Yanlışlara yeni kontrat teklifine “mırın kırın” yaparak başlayan Denizli, büyük uğraşlar sonucu attığı imzadan sonra yurt dışı kampını iptal edip konsantrasyonu ve fizik yüklemeyi sıfıra indirdi. Buna yönetimin transferde yaptığı hatalar ve saçtığı paralar da eklenince geçen sezonun şampiyonu maalesef “atıl takım” görüntüsüne büründü. Hatırlayacaksınız, transferde yenen “Mehmet Topuz” golünden sonra görevdeki Beşiktaş yönetiminin çok uzun ömrü kalmadığını öngörmüştük. Galatasaray derbisindeki yenilgiden sonra benzer şeyleri Mustafa Denizli hakkında da söylemek mümkün. Yaklaşan Manchester maçı bir başka hayal kırıklığını beraberinde getirirse bu öngörümüz beklenenden de çabuk gerçekleşebilir.
 
Galatasaray açısından maç öncesi göstergelerin işaret ettiği ölçüde rahat bir maç oldu. Bu yüzden teknik-taktik açılımlara girmenin fazla gereği yok. Frank Rijkaard’ın her büyük takımın yaptığı ve yapacağı gibi “defansif tedbirler paketi” açmadan futbolcularına Galatasaray rutinini oynatması gerçekten takdire değer. Neticede “Takımına güvenen her hocanın yapacağını yaptı” da diyebiliriz. Üstelik Beşiktaş karşısındaki Galatasaray’da Arda ve Kewell gibi bilinen performanslarının altında kalan futbolcular da mevcuttu. Buna rağmen 3-0’lık skorla gelen galibiyet her iki takım arasındaki kadro farkının su yüzüne çıkmasından başka bir şey değil. Bir yanda Brezilya milli takımının bankolarından Elano yedek, diğer yanda maça ön libero başlayıp oradan önce forvet arkasına sonra da sağ beke geçen “müthiş joker” Ekrem Dağ var. Tabi bahsettiğimiz kadro farkını yaratan sebeplerden birinin de Mustafa Denizli’nin yedek kulübesini Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne çevirmesi olduğunu es geçmemek lazım. Bir de kulübeden gelen Bobo, Holosko gibi isimlerin içler acısı halini… Galatasaray karşısındaki Beşiktaş’ta, gerek yabancı futbolcular gerekse de tüm kadro göz önüne alınarak yapılacak bir değerlendirmede siyah-beyazlı formaya yakışan mücadeleyi yapan belki de tek isim Fabian Ernst idi. Alman futbolcu geldiğinden bu yana parmak ısırtıyor ama kendisine eşlik edebilecek arkadaşını bulması her zaman mümkün olmuyor.
 
Beşiktaş cephesinde üzücü olan gelişme, takımın geldiği nokta itibariyle Ocak ayındaki kongre havasına erkenden girilmesi ihtimali. Böylesi bir durumda sezon toptan kaybedilmiş sayılır. Bu açıdan bakıldığında Şampiyonlar Ligi performansı ve bu kulvardaki ilk maç olan Manchester United karşılaşması son derece önemli. Alınacak ters bir sonuçla tüm camiada taşlar yerinden oynayabilir. Siyah-beyazlılar açısından en doğrusu ne olur derseniz; kadro yapılanması ve teknik direktör değişikliği çokça denedi ve görüldü ki, artık başkanlık koltuğu ve yönetimde yeni yüzlere ihtiyaç var.

00:03 - 13/9/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa



Tanım
Football Mania !
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Fuleli Siteler

e-kolay spor
futbol ekstra
verkaç
spor yazarları
hürser tekinoktay
tribün dergi
iddaa merkezi
berezilya
yerel futbol
karakartal
cefakar kanaryalar
gs 1905
bordo mavi
Son Yazılar
- Fener, derbi sever
- Anadolu derbisine Kongolu damgası
- Çanlar Daum için çalıyor
- Kibrinin altında kalan takım
- Kulübede kim var? Lucescu mu? Denizli mi?
- Kanaryafobi ya da öğrenilmiş çaresizlik
- Trabzon ile Galatasaray arasında sıklet farkı var
- Hadi gel ligimize geri dönelim
- Fenerbahçe silindir gibi
- Çalımbay'ın çalımı
Yazarın diğer yazıları http://spor.ekolay.net adresinde...